Fotoğrafta Kübizm ve Sayısal Soyutluklar

Pablo Picasso’nun da öncülerinden olduğu kübizm akımı, sanat tarihine baktığımızda gerçekten bir devrim niteliğinde. Öyle ki sadece ressam ve heykeltraşları değil, mimarları, müzisyenleri, edebiyatçıları etkilemiş geniş bir sanat akımı. Elbette fotoğraflar da bu akımdan nasibini alarak çeşitli denemelerden geçmiş.

Kübizmin benim için en ilginç yanı mühendisliğe olan benzerliği. Mesela mühendislikte ortada çözülmesi gereken bir problem vardır. Problem parçalanarak basitleştirilir, çözümlenir ve tekrar düzenlenir. Kübizmde de problem yerine resmedilmesi gereken bir nesne var, geri kalan süreç aynı gibi. İkisinde de nesneler-problemler akıl yoluyla tasarımlandırılıyor, gerçekçi bir temele oturuyor. Bir de rasyonel kübizm var ki pek bilgi sahibi değilim, okuduğum bir paragrafı olduğu gibi aktarıyorum:

Rasyonel Kübizm, Pythagore’un matema­tik ölçülerine dayanarak tablo alanını ölçülü bir problem haline getirmişti. Kübizmin matematik ölçü­lere ve geometrik bölüntülere dayanan tekniğinde realite, belli belirsizdi. Yüzde yüz soyutluğa doğru büyük adım atılmıştı.

Peki bu durumda bir nesne ne kadar soyutsa o kadar sayısaldır diyebilir miyiz?

Robert Kirberich Cubism
Bu fotoğraf kübizm için belki basit bir örnek olabilir, bilemiyorum. Umurumda da değil, rastgele dolaşırken bu fotoğrafı gördüm ve bana bu yazıyı yazdırdı. Belki zamanla kübist fotoğraf deneyleri yaparım kimbilir.

Soğan Mürekkebiyle Mesel, III

Kandilin dilinde erir zaman.

Bir eriyik ortamına sürükleniyor şimdi gövdem. Devriliyor boyuna ve ne kadar hızla karışırsa karışsın yıllar, aynı an dönüyor yüksek bir uğultuyla ve fanusu parçalayarak fırlıyorum bir akşam masadan.

İşte Selüloz ve Kan.
İşte parçalana parmaklarım
ve sökülmüş kalın tırnak.
İşte kör mercek.

Alaycı, zorba yazı! Yaz kırımını güz kırımı izlerse bu yıl, iyice kazın adayı
ki kürek dayansın kömür damarına,
o seyrek büyüde
derin gömün beni, gömün hemen ve eritin!

Enis Batur (Kandil)

Ellerimde Bir Göztaşı

Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu
Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi
Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mı
Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç
Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış
Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışıkBlow_Over_by_plutonicfluf
Sabahcı kahvelerde bir çiroz ötüyordu
Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri
Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
Uyuklar gibi üstünde mermer masaların
Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış
Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
Öbür tahtalara öbür insanlara doğru
Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu
Ağardım, nisanlayınca gece, ve yavrulayan yalnızlık
Ya da ilk insanın doğduğu, öldüğü dağdı Moby Dick
Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
Çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu
Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde
Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu
Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.

Can Yücel


© Burak İlem 2008. Mühendislik ve Mimari

Akademik düzeyde estetik kaygı içerir!

İçeriğin tüm hakları bir yerlerde gömülüdür.