Kan ve Şarap
Mayıs 07 2009 | GEÇMİŞTENYorum Yaz | 
Boş bir televizyon ekranı rengindeki gökyüzü bu gece bütün bulutlarını çağırmıştı. Az önce başlayan kırmızı yağmur, sıcak sis perdesini ince ince dilmeye başlamıştı.
İşte, “siyah bukalemun” oradaydı. Bana İstanbul’u gösteriyordu. Bunaltıcı yaz yaklaşmıştı. Onunla birlikte de amansız hastalık ve çürümüş cesetlerin kokusu… Kız Kulesi kan fışkıracak, Çamlıca pıhtı kusacaktı. Kent kırmızıya bürünecek, sokaklar ölümü çağıracaktı.
Beyoğlu önemli değildi, şarap önemli değildi. İnsan sancısı görüntüsü yayılacak ve ıslak kaldırımlara yapışıp kalacaktı. Zavallı bedenlerin kör geceye teslim edildiği, insanlığın ateşli sınırlarına kadar…
Hatırlıyorum, bukalemun fısıldıyordu: Keşke güneşin hiç parlamadığı, karanlık bir İstanbul çığlığında yaşasaydım.
2005





Yorum Yap